Haber

CHP’nin Kaderini Değiştiren Süreç: Kaset Olayı ve Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan Olması

Siyaset ve halkı ikna etme sanatı, vahşi doğada bile nadir görülen bir hayatta kalma mücadelesidir. Bazen en güvendiklerin, bazen uçurumun kenarından kurtardıkların, bazen de kanatlarını taktıkların senin avcın olabilir.

Tıpkı görüntüdeki Deniz Baykal, Kemal, Kılıçdaroğlu, Başkan Sav’ın hikayesindeki gibi.

Kaynak:https://twitter.com/aybaltaci/status/…

6 Mayıs 2010 gecesi Metacafe’de paylaşılan bir içerik Türkiye’yi ayağa kaldırdı. Bir yatak odasının içini gösteren görüntülerde, çıplak bir kadın ile yarı çıplak bir adamın giyinirken görüldü.

Türkiye’nin gündemine bomba gibi düşen görüntüdeki adamın CHP Genel Başkanı ana muhalefet lideri Deniz Baykal, kadının ise CHP Ankara Milletvekili Nesrin Baytok olduğu öne sürüldü.

Türkiye olayın etkisiyle sarsılırken herkes Deniz Baykal’ın açıklamasını bekliyordu.

Baykal ise dört gün sonra 10 Mayıs’ta kameraların gündemine oturdu.

“Bu bir teyp davası değil, bu bir komplo.” sözleriyle başladığı 11 dakikalık konuşmasında Baykal’ın gözleri yer yer yaşlarla doldu, yer yer sesi titredi, yer yer öfkesi ve isyanı ele verildi; muhtemelen hayatının en üzücü ifadesi.

“Bu kara kampanyaya teslim olmayacağım. Bu hukuksuz ve ahlaksız komplo yüzünden kimsenin beni sorgulamasına izin vermeyeceğim. Bunun bir bedeli varsa ve bu bedel CHP Başkanlığı’ndan ayrılmaksa ben o bedeli de ödemeye hazırım.” sözlerinin ardından istifa etti.

Partililerin gözyaşları ve tezahüratları arasında güçlükle karargâhtan ayrıldı.

Baykal’ın istifa kararının birçok personel için sürpriz olduğu anlaşıldı.

Belli ki Baykal bu kararı tek başına almış, metni kendisi yazmış ve en yakın akrabalarıyla bile paylaşmamış.

Deniz Baykal, istifa kararı sonrası “06 CHP 01” plakalı resmi aracıyla; Büyük bir konvoy halinde peşine düşen basın ordusuyla Çayyolu semtindeki Ankara Konutları’ndaki evine taşındı.

Baykal’a o gün arabada tek bir kişi eşlik ediyordu.

PARTİ GENEL SEKRETERLİK BAŞKANLIĞI SAV

2000 yılından bu yana partisinin genel sekreterlik koltuğunda oturan Başkan Sav; Tüm otoriteler tarafından partinin en güçlü ismi olarak gösterildi.

1950’lerde siyasete girdi; İsmet Paşalar ve Ecevitler döneminde pişirilmiştir. Bir siyaset kurdu ve CHP örgütlerinin lideriydi.

Cumhurbaşkanlığı yarışında İsmet İnönü’yü Deniz Baykal’la birlikte mağlup eden Bülent Ecevit’in grubunun değerli ayaklarından biriydi.

Önder Sav, Deniz Baykal’ın da 55 yıllık arkadaşıydı.

CHP tarihinin en uzun süre genel sekreterlik görevini yürüten Başkan Sav, Baykal’ın istifa sürecine ilk yönelen kişi oldu.

Çünkü herkes çok iyi biliyordu ki; Önder Sav kimi isterse, o kişi Genel Lider olurdu.

Önder Sav, iddiaya ilişkin yaptığı ilk değerlendirmede oldukça sağduyulu bir görüntü sergiledi.

Parti olarak Deniz Baykal’ın yanında olduklarını, bu komplonun hesabını vereceklerini ve genel başkanlarına sahip çıkacaklarını söyledi.

Ancak Deniz Baykal ile Başkan Sav’ın ortası uzun süredir limonlu. Sav’ın sahip olduğu güçlü genel sekreterlik koltuğu Baykal’ı rahatsız ediyordu ve ilk kongrede Sav’ın yetkilerini kırmak istiyordu.

Üstünde; Önder Sav, parti içinde sahip olduğu büyük güce rağmen halkın gözünde son derece antipatik bir figürdü.

Hele din çevreleri ondan hiç hoşlanmadı. Bu durum dini bölümlere açılmak isteyen Baykal’ı zor durumda bıraktı.

Bütün bunlara rağmen; Baykal’ı geri getirecek kişinin Başkan Sav olduğu söylendi. Nitekim Baykal’ın istifa ettiği günden bu yana bir küme parti üyesi de evinden çıkmadı. Baykal liderliğe dönene kadar açlık grevine devam edeceklerini söylediler.

Önder Sav, Baykal’a soğukkanlı bir açıklama yaptıktan sonra merkeze döndü. Burada Genel Müdürlük yöneticilerine bir konuşma daha yaptı; Konuşmasında Baykal’a sahip çıkacaklarını ve bu kumpasla hesaplaşacaklarını söyledi.

O dönemde kimsenin aklına gelmeyen şuydu: Başkan Sav, Baykal’la ilgileniyordu ama onu iade etmek değil, vedalaşıp Baykal’ı köşesine göndermek istiyordu. Kısa bir süre sonra Sav’ın gerçek niyeti anlaşılmıştır.

CHP inanılmaz Kongre’ye sadece 10 günde, 22 Mayıs’ta gidecekti. Ancak ne genel başkan ne de genel başkan adayı çıkmadı. Genel kanı Baykal’ın bir şekilde ikna olup geri döneceği yönündeydi ama Önder Sav’ın başka planları vardı…

CHP Küme Başkan Yardımcısı Kemal Kılıçdaroğlu, özellikle 2007 seçimlerinden sonra partinin öne çıkan isimlerinden biri oldu.

2009 Yerel Seçimlerinde partinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu ve oylarını 2004’e göre oldukça artırdı.

Kemal Bey, partinin yenilikçi kanadını temsil ediyordu. “Dersim” Alevi bir aileden geliyordu. CHP’nin milliyetçi şahinlerinden Onur Öymen’in Tunceli Harekatı’nı savunmasına kamuoyu önünde tepki gösterdi ve dikkat çekti.

Kılıçdaroğlu’nun kamuoyunun dikkatini çeken bir diğer özelliği de “dosya çalışması” oldu. Melih Gökçek’in popülaritesi Dengir Mir Mehmet Fırat gibi isimlerle yaptığı panellerle arttı.

Kılıçdaroğlu mükemmel bir hatip, birikimli bir teorisyen değildi. Bürokrasi geleneğinden gelen araştırmacı, çalışkan bir devlet adamıydı.

Tabanında ve teşkilatında büyük bir Alevi yoğunluğu olan partinin ender Alevi Genel Merkez liderlerinden biriydi.

Bu yönüyle öne çıktı. Belki de en değerlisi olan Kılıçdaroğlu, “yeniliği” temsil ediyordu. Partinin güç merkezini oluşturan ancak kamuoyunda sınırlı bir karşılık bulan milliyetçi, Kemalist aydınlar karşısında daha “taşralı” bir kimliğe sahipti.

Tüm bu sebepler ve daha fazlası Baykal’ın istifasının ardından gözler Kılıçdaroğlu’na çevrildi.

Üç olasılık tartışıldı:

1-) Baykal geri dönecek

2-) Önder Sav kendini genel Lider adayı olarak gösterecek.

3-) Kılıçdaroğlu öne çıkacak.

Üçüncü ihtimal ise Kılıçdaroğlu tarafından hemen elendi. Deniz Baykal’a kurulan kumpastan kendisini sorumlu tutacaklarını, genel başkan adayı olma gibi bir niyetinin olmadığını söyledi.

Gözler yine Genel Sekreter Başkan Sav’a çevrildi. Hemen hemen tüm İl Başkanları Sav’ın gözlerinin içine bakıyorlardı.

Tek bir imzayla delegelerin tekrar Baykal’ı aday göstermesini ve kendisini veya başka birini aday göstermesini sağlayabilirdi. Bu güce sahipti.

Ancak Genel Lider olmak Önder Sav’a hiç çekici gelmiyordu.

Genel Sekreterlik makamında son derece güçlü bir konumdaydı. Parti teşkilatı onun elindeydi.

Kaldı ki genel başkanlık sadece parti içindeki örgütlenme gücü değil; aynı zamanda sosyal sempati gerektiriyordu ve Sav’da yoktu.

17 Mayıs’ta tüm soru işaretleri temizlendi. Önder Sav, Kılıçdaroğlu’nu ziyaret ederek takviyesini duyurdu.

Sav’ın durumu ele almasını bekleyen 40 ilin liderleri Kılıçdaroğlu’nun bir gün genel başkan adayı olduğunu açıkladı.

18 Mayıs’ta Kılıçdaroğlu’nu destekleyen il başkanlarının sayısı 60’a yükseldi.

Bu iş bitmişti.

Aralıklı olarak Kılıçdaroğlu’nun yanına yaklaşan partinin milliyetçi kanadı, örgütün güçlü takviyesi nedeniyle sessizliğe büründü.

Kılıçdaroğlu’nu en çok eleştiren ekibin başında yer alan azılı milliyetçi Onur Öymen bile “kararı kongre verecek” sözleriyle yetindi ve sağlam çıkış yapamadı.

Yaklaşık 8 gün süren bu belirsizlik sürecinin kurbanı Deniz Baykal oldu.

Ankara’daki evinde küskün ve kırgın bir halde bekleyen Baykal; Partisinin tüm kadrolarıyla kendisini destekleyeceğini ve yeniden genel başkanlığa taşıyacağını ümit ederken, bir anda kendisini çemberin dışında buldu.

“Başbakan Kemal” sloganlarıyla büyülenen kalabalık coştu.

22 Mayıs geldiğinde Ankara Spor Salonu tıklım tıklım doluydu ve yaklaşık 40 bin kişinin önünde seçime tek aday olarak giren Kılıçdaroğlu; 1250 delegeden 1189 oy alarak CHP’nin 7. genel başkanıdır.

Kılıçdaroğlu ile birlikte kongre salonuna gelen Başkan Sav’ın keyfi yerindeydi. Genel Lider olmadı, ancak genel lider olarak atandı.

Genel Sekreterlik koltuğunda eskisinden daha güçlü olacağına ve Kılıçdaroğlu’nun kendisine her zaman sadık kalacağına emin olmak üzereydi.

CHP için 2010 yazı, arkasından gelen sempati rüzgarıyla yeni genel başkan koltuğuna alıştı ve 12 Eylül 2010 referandumunun kampanya sürecine geçildi.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “kaset meselesi” hem 2010 Referandumu’nda hem de 2011 Seçim kampanyasında hep dilindeydi. CHP içinde bu süreçten keyif aldığı anlaşıldı.

12 Eylül 2010 referandumundan itibaren AK Parti; En değerli müttefiki Gülen Cemaati’nin, tüm liberal ve liberal çevrelerin güçlü desteğiyle yüzde 58 oyla çok net bir EVET sonucu elde edildi.

CHP ve MHP liderliğindeki NO bloğu yenildi.

12 Eylül 2010’daki %58 EVET oyu sonrası CHP’de bir iç tartışma başladı.

Genel liderin kendisinin dile getirdiği bu tartışmaya göre CHP artık kendisini sorgulamalı ve halka yaklaşmayı öğrenmelidir.

Dindarların ve Kürtlerin öcü görmüş gibi CHP’den kaçtığı yıllar geride kalmalıydı.

Yüzde 21 oya sıkışan ve klasik milliyetçi tabanından kurtulamayan CHP’de Kılıçdaroğlu liderliğindeki yönetim, faturayı partinin gelenekçi yöneticilerine kesti.

Tüm bu gelişmeler ışığında 4 Kasım 2010 tarihi geldi. Bu tarih CHP’de değerli bir devrim tarihidir.

Siyasi literatüre giren ve 50 yıl sonra bile tartışılacak olan “Yeni CHP” telaffuzunun hayat bulduğu tarihtir.

Başbakanlık toplantısında kendine sağlam bir yer edinen Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Sav’ın 10 yıllık genel sekreterliğine son verdi.

Tüm yatırımlarını parti teşkilatlarına yapan ve Başbakan’da çoğunluğa sahip olmayan Başkan Sav şaşkınlıkla karşılandı.

Bir anda kendini kapının dışında buldu…

Önder Sav, parti içindeki ağırlığına ve gücüne o kadar güveniyordu ki; Kılıçdaroğlu’nun genel başkan yetkisiyle partisinin başkanlık divanını belirleyebileceğini unutmuştu.

Sav’ın itirazı ve kongre daveti de Başbakan tarafından kabul edilmedi.

Önder Sav ile birlikte Sav’a yakın olduğu bilinen ve çoğu genel müdürlük yapan birçok isim o gece tasfiye edildi.

Başbakan’ın ardından CHP Genel Merkezi’nde iki basın toplantısı düzenlendi.

8’inci katta Başkan’ın sözcüsü, 4’üncü katta ise Sav’ın sözcüleri konuşuyordu.

Savcılar toplantısını basan kalabalık, “Sizden bıktık, iktidar olmak istiyoruz” diye bağırdı.

Masalar ve sandalyeler uçuştu.

Genel Başkan olarak Parti Meclisi’nde çoğunluğa sahip olan Kılıçdaroğlu, sakin ve sessiz mizacından dolayı beklenmedik bir çeviklikle davranıyor; Tüm takımları bir gecede yeniden kurdu.

Önder Sav bu saldırıdan daha önce haberdar olsaydı, örgütleri seferber etmekte zorlanacaktı; ama her şeyin olup bittiğini gören İl Başkanları, iktidarın yanında yer alarak Sav’ın tasfiyesine karşı ses çıkaramadı.

CHP Genel Merkezi savaş alanına dönerken, her katta bir başka yönetici açıklama yaparken, Başkan Sav ve ekibinin 10 yıllık iktidarı sona ermişken, Bilin bakalım Genel Lider Kemal Kılıçdaroğlu nereye gitti?

Eşi Selvi Hanım’ı da yanına alarak Söğütözü’ndeki AK Parti milletvekillerinin oturduğu “Fevzi Hoca” balıkçıya giderek balığını yedi. Dışarıda kendisini bekleyen gazeteci ordusuna kasten pencere kenarına oturup görüntüler verdi.

Dışarı çıktığında kendisine meraklı gözlerle bakan ve sorular soran gazeteciler ordusuna gülümseyerek, “Her şey yolunda arkadaşlar, balık da çay da çok güzeldi” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun yangın yeri iken Fevzi Hoca’yı ziyaretinin birçok anlamı oldu:

En değerlisi de parti teşkilatlarına “güç benim elimde, kimse yanlışa kalkışmasın” mesajını verdi.

Verdiği diğer mesaj çok daha anlamlıydı.

Alkolsüz bir balık lokantasını tercih ederek Başkan Sav’ın temsil ettiği zihniyete atıfta bulunuyor; “Rakı sofralarında vatanı kurtaran dinazor, milliyetçi” etiketini partiden tasfiye edeceğini ilan ediyordu.

Nitekim Kılıçdaroğlu, “Atatürkçüler rakı sofrasında” metaforunu sık sık kullanmış, sonraki kongrelerde yaptığı konuşmalarda “Rakı sofrasında adam konuşsun istemiyorum” demişti.

Önder Sav’a gelince; Muhtemelen sakin ve deneyimsiz olduğu için genel lider yaptığı Kılıçdaroğlu tarafından, işi eline alabileceğini düşünerek bir gecede başı kesildi.

Kılıçdaroğlu’nun sakin mizacına aldanmış ve kendisine asla dokunulmayacağına inanmıştı. O yanılıyordu.

Sav, kendisiyle birlikte tasfiye edilen diğer parti liderleriyle bir süre mücadele etti.

Daha sonra güzelden temize siyasetten çekildi. Aslında yaşlıydı ve gücü yoktu.

Kılıçdaroğlu savaşı kazandı, partiyi istediği gibi dizayn etti.

Kasım 2010’dan sonra Kılıçdaroğlu, önce partinin sert milliyetçi hakimiyetine son vermeye, partiye Kürt ve dindar insanları kazandırmaya çalıştı. Daha sonra bu yaklaşımları parti siyasetine dönüştürdü.

Kılıçdaroğlu CHP’sinin en büyük kazanımlarından biri olan Ekrem İmamoğlu, yıllar sonra bir yemekte yeniden gündeme geldi.

Kılıçdaroğlu’nun tek mesajı Başkan Sav. Deniz Baykal, 2002 seçimlerinde ön saflarda yer alan İnönü’nün torunu Gülsün Bilgehan’ı 2007 seçimlerinde 7. sıraya yerleştirdi ve Bilgehan seçilemedi. Bilgehan’ın yerine Nesrin Baytok 4. aday oldu.

Kılıçdaroğlu ise tasfiye sürecinde Gülsün Bilgehan’ı MYK’ya alarak 2011 seçimlerinde milletvekili yaptı. Bu hamle “kaset” sürecine bir gönderme olarak algılandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

koşuyolu evden eve nakliyat
Başa dön tuşu